Abonelik Facebook sayfamız Twitter sayfamız

Page
: 280
Article : 0
Size : 0,8 x 8,8 x 6,4 inch
ISBN : 975 6782 82 X
Binding : Hardcover
Lang. : Turkish
   


by Prof.Dr. Necmettin Tozlu

Değerli felsefeci ve eğitimci Prof.Dr. Necmettin TOZLU’nun “İnsan, Cemiyet, Devlet ve Eğitime İlişkin Köklerin Felsefî Analizi”nin yapıldığı bu kitabı, eğitim felsefesi alanında bir temel eser mahiyetindedir. İnsan anlayışları, toplum, devlet ve eğitimi, felsefî bir perspektiften inceleyen eserde, bütün önemli düşünürlerin görüşleri en güzel şekilde yansıtılmıştır. Bu eserin, eğitim ve felsefe ile ilgilenen herkese, özellikle yüksek öğrenim gençliğine yardımcı olacağına inanıyoruz.

Preface Table of Contents Sample Articles Reviews Media and Us

Önsöz

Eğitim, şüphesiz insan hayatının tüm alanlarıyla yakından ilgilidir. Bu manada insan tabiatının yapısı, gelişimi, ilişkileri, yetiştirilişi ve buna dair sistemler bir yönünü teşkil eder. Diğer taraftan bilim, bilimsel üretim, buna temel teşkil eden gelişmeler, yapılanım, bunların tabiatındaki bilgi anlayışı ve birikimi de eğitimin ilgili olduğu alanlardır. Elbette dini ve ahlaki anlayış ve yapı da eğitimi derinden etkilemektedir. Şu halde bağlantılıdır. Toplumsal yapı ve sistemi devletten ayırmak mümkün değildir. Bu açıdan eğitim-devlet ilişkileri bütün zamanlarda etkili ve belirleyici olmuş bir ilişkiler ağı olarak karşımıza çıkar.

Eğitimden beklenilenler böyle bir bağlamda gündeme gelir. Bütün bunlar şüphesiz ilk elde eğitimin neliğiyle yakından ilgilidir. Bu yönden eğitimi her ele alışta onun neliği, tarihi süreçte oynadığı rol, günümüz açısından değeri, anlamı ve fonksiyonu sorgulamayı gündeme getirir. Bu sorgulama ayrıca herhangi bir toplum için, insan için, yahut bu toplum ve insanın yapısı, değerleri, dünyası, umutları ve geleceği için eğitimin ne anlama geldiği, gelmesi gerektiği hususunu da kapsar. Dahası toplumun kültürü, tarihte oynadığı rol, günümüzde bulunduğu yer ve konumu, bu konumun irdelenmesi, hayatın seyri, bunu şekillendiren bakış ve uygulamaları, gelişmeler karşısındaki tavrı, bunun pratiğe intikalini sağlayan modelleri, kurumları da ihtiva eder.

Tam da bu noktada eğitimimize dönersek, baştan beri ifade edilenler çerçevesinde başarılı bir eğitim sistemi kurmuş olduğumuzu iddia edemeyiz. Bu, çoğu düşünür ve eğitimci tarafından kabullenilen bir gerçektir. Bu yüzden etraflıca bir mukayese ve delillendirmeye gerek görülmemektedir. Yine de aşağıdaki yargıyı, çok önemli bir ölçü olması sebebiyle alıyorum:

Hayat kalitesi yönünden Birleşmiş Milletler İnsani Gelişme Endeksi’ne göre (The Economist, World Figures, 1999 Edition, s. 26), toplumumuz 1998 İnsani Gelişme Endeksinde (HDI) 79 ülke arasında 66.’dır. Trinidad ve Tobago bile 39. sıraya oturarak bizden daha yukarılarda yer alan ülkeler arasında bulunmamaktadır.

Şüphesiz bunun bir çok sebepleri sayılabilir. Burada daha ziyade temel sebeplere değinilecektir. Bundan başına da eğitimin sadece bir araç olarak görülüşü gerçeği gelmektedir. Eğitim bizde, ideoloji taşıyan insanımızın, içini ve dışını ideolojiyle kaplayan bir alet olarak düşünülmüştür; böyle anlaşılmıştır. Sadece çevrime; bir kültür ve medeniyetin insanını, bir başka dünyanın ilkelerine, hayat anlayışına göre oluşturma idealine odaklanmıştır. Bu anlayış hâlâ kırılmış değildir.

Böyle bir anlayış felsefenin eğitim sahasından kovuluşunu getirmiştir. Eğitimimiz artık bir düşünce eğitimi değil de teknoloji olarak ele alınmıştır. Böylece felsefi bir zemin ve bakış açısından yoksun bırakılmıştır. Bu yüzden orijinal bir yapı ve üretime ulaşılamamış, taklide odaklanmıştır. Onunla yetinilmiştir. Bu gerçeği Toynbee şöyle ifade eder: “Türkiye’yi küçük görmekte haklıyız. Çünkü bizi taklit edene niçin saygı duyalım? Ben ancak medeniyetime katkıda bulunabilecek olana saygı duyarım” (Yavuz, s. 69).

Bugün bütün bunlardan dolayı gelişmiş dünyada eğitim bir düşünce eğitimi olarak verilmektedir. Felsefi bir zemine dayalı, çoğulcu bir felsefi anlayış ve metotla yapılmakta ve bu temellerden hareketle sorgulanmaktadır. Bu bakımdan toplumsal ve siyasal felsefelerden çıkarılan, geliştirilen ilkelerle eğitim faaliyetleri yapılanmaktadır. Böylece işin içerisine eşitlik ve fırsat eşitliğinden feminist argümanlara, güç, ideoloji ve otoriteye kadar çağdaş bir çok gelişme girmektedir. Hâlâ son zamanlardaki önemli değişmelerden birisi de etiğe ilişkin olanıdır. Eğitim felsefecileri eskiden beri etiğe ilişkin problemlerle uğraşmakta iken günümüzde bir de etik-ötesi (meta-etik) problemlere yoğunlaşılmaktadır. Bunlardan birisi geleneksel Kantçı bireysel, moral otoriteyi reddeden, onun yerine cemaatçı etik anlayışını getiren Alandair McInter ve Bernard Williams’ın katkılarıdır.

Eğitim araştırmalarının felsefi temelleri üzerine ciddi çalışmalar yapılmıştır. Jons Soltis, D. C. Phillips ve Gary Fenstermacher’in çalışmaları bu konuda zikre değerdir.

Epistemolojide de önemli gelişmeler olmuştur. Bunlar daha ziyade bilişsel (cognitive) ve gelişme psikolojisi anlamında yapılan çalışmalardır. Ayrıca eğitim politikasındaki gelişmeleri de bunlara ilave etmek gerekir.

Böylece felsefe, felsefi bakış açıları, araştırma metotlarının geçerliliği, kuram geliştirme, siyasi düzenleme, değerlendirme ve programların kuruluşuna kadar tüm eğitim alanlarına uygulanmaktadır (Burbuls, 1986, Introduction).

Böyle bir dünyada, eğitimimiz bu tür gelişmelere bigane kalamaz. Artık o gelişmenin, düşüncenin eleğinden geçirilmelidir. Felsefi bakış açılarıyla ele alınmalı, tüm belirleyicileri, temelleri bu tezgahta analiz edilmelidir. Kesinlikle tesadüflerle, basit-sığ anlayışlarla, yaklaşımlarla yapılan değerlendirmeler bir kenara bırakılmalı, ideolojik yapılanım terk edilmelidir. Eğitim sahası, düşünce, felsefe zeminine oturtularak, herkesin üzerinde her şeyi söylemeye kendisini mezun gördüğü bir alan olmaktan kurtarılmalıdır. Sağlıklı ciddi bir yapılanım için, bütün bunların terki için insan, toplum, devlet ve değerlere ilişkin eğitimin tüm belirleyicileri, bileşenleri kökleri itibariyle felsefi bakış açılarıyla analiz edilmeli, çağdaş gelişmeler de bu analizde dikkate alınmalıdır.

Çağ, ancak böyle bir anlayışla kurulan bir eğitim sistemiyle anlaşılır, tahlil edilir ve üretilir. Eserde yapılmaya çalışılan budur. Umarım başarılı olunmuştur.

Eserin düzeltme işlemlerinde emeği geçen Dr. Hüseyin ŞİMŞEK’e ve Yrd. Doç. Dr. Mustafa DOĞAN’a teşekkürler.

Özellikle basım ve yayımını üstlenen yayınevi yönetim ve çalışanlarına da şükranlar sunarım.

Necmettin TOZLU

Aralık 2002 VAN



About Us | Project Turk
ottoman-history | Other Publications | Symposium
Contact Us | Search | Links

Copyright © 2019 Yeni Turkiye